Kürtlerin Almanya’daki kimlikleri

Almanya’da Kürt Göçmenler: Yaşamları, Kimlikleri ve Siyasete Katılımları’ kitabının yazarı Prof. Kenan Engin, ‘Bana bu kitabı şaşkınlığım yazdırdı’ diyor.

VEYSEL IŞIK / BERLİN

Akkon İnsani Bilimleri Üniversitesi’nde ‘uluslararası göç’ dersleri veren Prof. Kenan Engin, kitabı ’Almanya’da Kürt Göçmenler: Yaşamları Kimlikleri ve Siyasete Katılımları’nda Kürtlerin Almanya’daki serüvenini kaleme aldı. Kitabını yazmaya başlamadan araştırma yaptığını ifade eden Engin, bu süreçte şaşkınlığını gizleyemediğini, ”Kürt göçünün Almanya boyutuna ilişkin yazılmış 2-3 cılız kaynak dışında üniversite kütüphanelerinde hiçbir şeye rastlayamadım” sözleriyle dile getiriyor.

Prof. Kenan Engin ile kitabına da konu ettiği Kürtlerin Almanya’ya geliş süreci ve yaşadıklarını konuştuk.

Önce kitabınızdan başlayalım. Siz bir röportajınızda ‘Bana bu kitabı şaşkınlığım yazdırdı’ demişsiniz. Bununla ne demek istediniz?

Aslında çok hesaplı kitaplı bir plan doğrultusunda başlamadı bu kitabın hikayesi. Almanya’da üniversite öğrenimim sırasında Kürt göçüne ilişkin birşeyler yazmak istiyordum ama öyle kafamda oluşmuş ciddi bir konsept yoktu. Fakat bu düşünce somut bir plana dönüşünce büyük bir heyecanla üniversite kütüphanelerinde kaynak taraması yapmaya başladım. Fakat heyecanım kısa sürede bir şaşkınlığa, onun da ötesinde hayal kırıklığına dönüştü. Çünkü Kürt göçünün Almanya boyutuna ilişkin yazılmış 2-3 cılız kaynak dışında üniversite kütüphanelerinde hiçbir şeye rastlayamadım. Bu şaşkınlık ve sonrasında hayal kırıklığına dönüşen duygular bu kitabın temellerini oluşturdu.

Alman basınında Kürtler fazlasıyla yazılıp çiziliyor. Buna rağmen kaynak sorunu mu var?

Maalesef Alman basınında Kürtlerin yer alış biçimi oldukça problemli. Kürt kelimesi ekseninde en ufak bilgi taramasında belki yüz binleri bulan Almanca haber ve analize rastlayabilirsiniz. Fakat bu haber ve analizlerin yüzde 99’u PKK, protesto, terör ya da kriminal haberler ekseninde. Kürt göçü ve bu eksende yapılmış ve Kürtlerin eğitim, iş, yaşama katılımına ilişkin ciddi bir haber ya da analize neredeyse rastlamak mümkün değil. Dolayısıyla da Alman kamuoyunun Kürtleri tanıma, tanımlama biçimi deyim yerindeyse 3-4 kelime üzerinden yürüyor: PKK, protesto, Öcalan ve ‘terör’.

Kısaca gazetelerde, televizyonlarda Kürt göçmenler üzerine yapılmış binlerce habere rastlayabilirsiniz ama onların hayata, toplumsal yaşama katılımlarına dair neredeyse hiçbir şey yok.

Almanya Kürtler açısından neden cazip bir ülke?

Almanya’da yaşayan çok ciddi bir Kürt göçmen kitlesi var. Sayısı resmi olarak bilinmese de 1 milyonu aşmış durumda. Kürtlerin Almanya’yı tercih nedenleri oldukça farklı. Temel neden tabii ki Türkiye-Almanya göç antlaşması. Bu süreçte Dersim, Erzincan, Elazığ, Amed, Erzurum gibi illerden gelen yarım milyona yaklaşan Kürt göçmen var Almanya’da. Bunu, takriben aile birleşimi, Almanya ekonomisinin ciddi iş olanakları sunması, diğer ülkelere oranla 80’li ve 90’li yıllarda daha liberal olan mülteci politikası ve Kürtlerin kendi akraba ya da yakın tanıdıklarının olduğu ülkeleri tercih etmesi ilk sebepler olarak görülebilir.

Almanya’da Kürt göçü kaç katmandan oluşuyor?

Kitap kapsamında yaptığım çalışmalar sonucunda çıkardığım sonuç, Kürt göçünün 4 temel evreden oluştuğudur. Ciddi anlamda bir Kürt göçü 1960 yılların sonuna doğru Almanya-Türkiye göç antlaşması kapsamında gelişiyor. Göç antlaşması kapsamında ilk etapta Türkiye’nin batı illerinden işçi alınırken 60’li yılların sonuna doğru Kürtlerin yaşadığı Erzurum, Sivas, Adıyaman, Malatya, Elazığ, Dersim, Muş gibi şehirlerden de misafir işçiler Almanya’ya geliyor. Bu şekilde ilk Kürt göçü de Almanya’ya başlamış oluyor.

İkinci evre, 1980 darbesi sonrasında gelişiyor. Bu süreçte gelenlerin bir öncekinden farkı, oldukça politize olmuş bir kitle oluşu. Çoğu radikal sol ya da sol tandanslı Kürt hareketleri içersinde politize olmuş bir göçmen kitlesi. Bunların Almanya’ya gelişi işçilik temeline dayanıyor ve Kürt ya da Alevi kimliğini saklayan kitlenin de politize olmasına yol açıyor.

Burada özellikle şuna vurgu yapmak gerekiyor. Bu evrede gelen göçmenler kendi kimliğini tanımlarken, ‘Alevi’, ‘Kürt’  vurgusu oldukça cılız ya da yok düzeyinde.

Üçüncü göç evresi 1990’lı yıllarla başlıyor. Göçün temel sebebi ise PKK ile Türk silahlı güçleri arasında şiddetlenen savaş ve bu savaşın insanların yaşam alanını oldukça daraltması oldu. İlk önce yakın kasaba ve şehirlerden, sonrasında ise büyük metropollerin kenar semtlerindeki gecekondu mahallelerinde yaşam alanı bulmaya çalışan yüzbinlerce Kürt göçmenin bir kısmı burada da tutunamayınca Avrupa’nın birçok ülkesine olduğu gibi Almanya’ya doğru yola çıktı. Bu aşamada gelen kitlenin diğer dönemlerde gelen kitleye oranla daha heterojen bir yapıya sahip olduğunu gözlemliyoruz. Her katmandan gelen bir kitle sözkonusu.

Dördüncü göç evresi ise 2012-2013 yılında Suriye iç savaşıyla başladı ve bugüne kadar da sürüyor.   

Almanya’daki Kürtlerin ilk  örgütlenmeleri nasıldır?

Almanya’ya gelen ilk Kürtler ağırlıklı olarak varlıklı aile çocuklarıydı ya da entelektüeldi. Kürt isyanlarında ve örgütlenme faaliyetleri içerisinde yer almış elit bir tabakaydı. Dolayısıyla kurulan ilk dernekler buna denk bir nitelik taşıyordu. Mesela İsmet Şerif Vanlı’nın da kuruluşunda yer aldığı ve uzun dönemler başkanlığını yaptığı Kurdish Students Society in Europe (KSSE) bunlardan biri. 1956’da Wiesbaden’da kurulan dernek, ağırlıklı olarak Kürt kültürünü Avrupa’ya tanıtma ve lobi faaliyeti yürütmek gibi bir misyonla hareket ediyor. Ve dernek kısa zamanda 3000’in üzerinde üyeye ulaşıyor. 1980 sonrası kurulan dernek vb. kuruluşlar daha farklı bir nitelik alıyor. Örgüt ve siyasal akımların genel çıkarları ekseninde gelişen bir örgütlenme biçimini gözlemliyoruz.

Almanya’ya gelen ilk Kürtlerle 1990 sonrası gelen Kürtler arasında göze çarpan ne gibi farklılıklar var?

Çok derin farklar var. İlk gelenler oldukça az sayıdaki varlıklı aile çocuklarıydı ya da Kürt entelektüelleriydi. Geliş amaçları istisnalar dışında öğrenim amaçlıydı. Kimisi çok kısa bir dönem burada kalırken kimisi uzun yıllar kaldı. Bunlardan birkaçını sayacak olursak; Kâmuran Ali Bedirxan, Celadet Ali Bedirxan, Mehmet Şükrü Sekban, İhsan Nuri Paşa, İsmet Şerif Vanlı…. 1980’li yıllarda gelenler ise politik kimliğe sahip Kürt göçmenlerdi. Çoğu politik faaliyetleri yüzünden ülkesini terk etmiş kişilerden oluşuyordu.

Fakat ’90 sonrası gelen kitle oldukça heterojen. Her kesimden insanın içinde olduğu geniş bir kitle. İşçi-işsiz, politik-apolitik, eğitim düzeyi yüksek-düşük, zengin-fakir vb. her katmandan insana rastlamak mümkün.

Bu göçlerde belirleyici olan ekonomik sebepler mi yoksa politik sebepler mi?

Uluslarası göç teorileri göç nedenlerini tanımlarken ‘push’ ve ‘pull’ faktörlerden bahsederler. ‘Push faktörler’ insanları göçe zorlayan politik ve sosyal baski gibi nedenlerken, pull faktörler daha çok insanların daha cazip bulduğu ülkelere göçünü tetikleyen nedenler olarak tanımlanır.

Kürt göçünde aslında temel olarak push faktörler ilk etapta ana neden olarak karşımıza çıkarken, sonrasında Almanya gibi ülkelerin cazip yaşam koşulları, Kürt göçünün yüzünü Almanya’ya doğru dönmesine neden oluyor. İlk ve üçüncü evrede ekonomik nedenlerin ciddi bir rol aldığını düşünüyorum. Son evre göçün nedeni ise bilindiği üzere Suriye’de patlak veren iç savaş süreci.

Almanya Göç Dairesi’nde hangi kimliklerle kaydediliyor?

Almanya Federal Göç Dairesi’nin gelen insanların resmi kimlikleri üzerinden oluşturduğu bir kayıt sistemi var. Almanya’ya gelen Kürt göçmenler İran, Suriye, Türkiye ya da Irak kimliğiyle buraya geldiklerinden ötürü kayıtlara Türk, İranlı, Suriyeli ya da Iraklı olarak geçiyor. Dolayısıyla Kürtlerin vatansızlığı bir nevi geldikleri ülkelerde de peşini bırakmıyor. Vatansızlığı ve kimliksizliği böylelikle uluslararası bir boyut alıp içinden çıkılmaz bir sarmala dönüşüyor.

1950’den beri Almanya’ya bir Kürt göçünü hesaplarsak, -sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik olarak- o günden bugüne ne gibi değişiklikler görebiliriz?

Diasporanın Kürtler açısından belki de en temel getirisi, yaşadıkları ülkelerde dillendirmekten dahi çekindikleri aidiyetlerini burada yaşama olanağı bulmaları. Sadece yaşama değil aynı zamanda Kürt göçmenler bunu kısıtlı da olsa kurumsal bir boyuta taşıdı. Bu sürecin sadece kendileri açısından değil aynı zamanda geldikleri ülkelerdeki Kürtler üzerinde de ciddi etkileri oldu. Özellikle Avrupa eksenli yazılı ve sözlü basının dünyanın birçok ülkesine saçılmış Kürtlerin ortak bir dil, aidiyet ve narrative (öykü) oluşturmasında önemli bir etkisinin olduğunu düşünüyorum.

Almanya’daki Kürtler daha çok hangi bölgelere yerleşmiş? Kürtler (Êzîdî, Alevi, Sünni ve değişik ülkelerdeki Kürtler) arası ilişkiler nasıl?

İlk gelenler daha çok alt tabakadan insanlar ve yerleştikleri alanları ise Berlin’i saymazsak ağırlıklı olarak demir ve kömür endüstrisinin yoğun olduğu NRW, Hessen ve Saarland eyaletleri ve tabii ki, otomobil endüstrisinin yoğun olduğu Baden-Württemberg eyaleti. Son süreçte gelen Kürtlerin yer seçiminde serbest olmadıklarından (devlet eliyle dağıtılıyor) Almanya’nın birçok yerine dağılmış durumdalar..

Almanya’da var olan yasal örgütlenme ve kendi dinsel kimliğini yaşama özgürlüğü, Kürtlerin sakladıkları kimliklerini yaşamalarına olanak sağladı. Bunu özelikle Êzîdî ve Alevi Kürtlerde gözlemlemek mümkün. Kısa süre içerisinde yüzlere varan Alevi dernekleri bunun çok bariz örneği.

Kimlik edinme süreci nasıl bir seyir izliyor?

Burada yaşayan Kürt göçmenlerin iki ayrı dünya arasında sıkışmışlığı ve bunu nasıl aşmaya çalıştıklarını ve bu yönlü oldukça pragmatik çözümleri ve stratejilerini gözlemlemek oldukça enteresan.

Geldikleri ülkelerdeki baskıcı ve inkarcı sistemlerden ötürü kendi kimliklerini kamusal alanda açıkça ifade etmekte çekinen Kürtlerin burada, bu kimliğe özellikle vurgu yaptığını görüyoruz. Özellikle üçüncü ve dördüncü nesilde bu vurgu, mesela takılan çeşitli sembollerle ya da dövmelerle  (Hz. Ali resmi, Zülfikar, Kürt bayrağı, haritası vb.) dile getiriliyor.

Tabii burada kuşaklar arasındaki farklılıklar, geldikleri ülkeler, siyasal geçmişleri vb. etkenler de farklı farklı ifade biçimlerini beraberinde getiriyor.

Mesela Türkiye’den gelenler siyasal kimlik ekseninde kendi Kürtlüğünü tanımlarken, Iraklı Kürtlerde daha çok dil ve kültür üzerinden oluşturulmuş bir Kürt kimlik kurgusu gözlemliyoruz.

Almanya’daki Kürtlerin politik süreçlere katılımları nasıl ve buradaki temel öncelikleri neler? 

Burada yaşayan Kürtlerin politik yaşama katılım biçimi  daha çok Türkiye, Irak ve Suriye eksenli. Bu yönlü yapılan tüm aktiviteler, adı geçen ülkelerdeki politik gelişmeleri protesto ya da olumlama boyutunda. Almanya’nın genel siyasal yaşamına katılım çok cılız. Almanya’da eyalet ya da federal mecliste yer alan Kürt milletvekilleri ise daha çok adı geçen ülkelerde yaşanan hak ihlalleri vb. şeyleri dile getirmeyi kendi politik ajandasının temel eksenine oturtuyor.

Oysa ki bunların temel uğraşlarından birinin Almanya’da yaşayan bir milyonun üzerindeki Kürt göçmenin sorunları olmalı.

Almanya’daki Kürtlerin siyaset mekanizmalarında etkili olduklarını düşünüyor musunuz?

Hayır. Oldukça cılız olduğunu düşünüyorum.

Almanya’nın nasıl bir Kürt mülteci politikası var? 

Almanya oldukça tutarsız ve her döneme göre değişen bir Kürt mülteci politikası izliyor. Belirleyici etki ise Almanya’nın Türkiye, Irak, Suriye ve İran gibi ülkelerle olan ekonomik ve politik ilişkileri. O yüzden tutarlı ve adı konmuş genel bir rota yok. Dr. Engin Çiftçi’nin kitap çalışması içerisinde bir hukukçu gözüyle Almanya Göç Dairesi’nin almış olduğu kararların analiziyle varmış olduğu sonuçlar çarpıcı noktalar içeriyor.

Tersine göçten bahsetmek mümkün mü?

Ciddi bir tersine göçten bahsetmek zor. Lakin geldikleri ülkelerin siyasal ve ekonomik yapısı bunu olanaksızlaştırıyor. Fakat son yıllarda Almanya’da yaşayan Iraklı Kürtler’den hatırı sayılır oranda bir kesimin geri döndüğünü, Almanya Federal göç Dairesi kısa bir süre önce açıklamıştı.

Almanya’daki toplam Kürt nüfusu ne kadar?

Kitap kapsamında yaptığım araştırmalardan vardığım sonuç, Kürt nüfusunun 1 milyon 2 bin civarı olduğu yönünde. Fakat yukarıda bahsettiğim nedenlerden ötürü bu sayıyı kesin kanıtlayacak veriler yok elimizde. Sadece bu varsayımı güçlendirici veriler var.

Kenan Engin Kimdir?

Dersim doğumlu olan Kenan Engin, 2001’den beri Almanya’da yaşıyor. Şu an profesör olarak Akkon İnsani Bilimleri Üniversitesi’nde (Akkon-Hochschule für Humanwissenschaften) çalışan Engin, ‘uluslararası göç’ alanında dersler veriyor. Engin, Ruprecht-Karls-Universität Heidelberg’de yüksek lisansını bitirdikten sonra aynı üniversitede uluslararası ilişkiler alanında siyaset bilimi doktorası yaptı.

Akademik yaşamı sürecinde başta Harvard Üniversitesi olmak üzere Londra Üniversitesi (SOAS), İstanbul Üniversitesi gibi okullarda öğrenim gördü. Heidelberg Üniversitesi, Kassel Üniversitesi, Heilbronn Üniversitesi, Mainz Üniversitesi, Worms Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Bonn ve Düsseldorf’ta FOM Üniversitesi ve Rusya’da Tomsk Politeknik Üniversitesi’nde araştırmalar yapıp dersler verdi.

Makaleleri, röportajları ve edebi yazıları birçok ulusal ve uluslararası gazete ve dergilerde çeşitli dillerde (Almanca, İngilizce ve Türkçe) yayınlandı. Bunlardan başlıcaları; Die Zeit, Die Neue Zürcher Zeitung (NZZ), The Jerusalem Post, Focus Magazin, Frankfurter Hefte, Migration und Soziale Arbeit, deutsche jugend, Mannheimer Morgen, Die Rheinpfalz, Hürriyet Daily News and Economic Review, Eurasischen Magazin, FES-Forum, Radikal ve bianet. YÖP

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir